REHBERLİK HİZMETLERİ

Rehberlik ve psikolojik danışmanlık konusunda öğrenci ve velileri bilgilendirmek, internet üzerinden bazı bilgi ve deneyimleri paylaşmak amacıyla hazırlanan sayfamızda;
* Kişiliğinizle,
* Okul ve meslek seçiminizle,
* Eğitim yaşantılarınızla ilgili sorularınızı dershanemiz psikolojik danışmanımıza sorabilir,
yanıtlarınızı takip edebilirsiniz.
Sorularınız için ; rehberlik@egeyukselis.com.tr


İÇİMİZDEKİ ÇOCUK

Çevrenizde bulunan kişilerden “İçinizde bir yanınız hep çocuk kalsın “ önerisini duymuşsunuzudur.Şahsen ben çok duydum ve öneriye inandığım için başkalarına önerdim.
Kendi çocuklarım dahil her yaştan ve cinsiyetten çocukla karşılaştım.Öğretmenliğimin ilk yıllarında sınıf öğretmenliği yapmam bu konudaki zenginliğime bir işarettir sanırım.
Çocuklardaki çocuk yanı görebilme gücüm ve niteliği benim yaşıma göre değişti.Benim çocuk olduğum zamanlarda çocukça ifadeleri görmekte zorlandım.Yaşım hayli ilerlediğinde ise çocukça ifadeler içimi eritti.
Ben çocuk olduğumda doğal olarak çocukça ifadelerin ne olduğunu bilmiyorum.Eğer bilmiş olsaydım çocuk olmazdım.Şimdi çocukça ifadenin ne demek olduğunu sanırım çok iyi biliyorum.Çünkü ne yazık ki çocuk değilim.
Duruma göre çocukluk ile çocukça ifade arasında bir ters orantı var.Çocuk olmayan hesaplı kitaplı ve mantıklı hareket edeceğinden armutun sapı var, üzümün çöpü var derken ve gözleri felfecir okurken çocukça ifade takınıp sergileyemez.
Çocuklara bakıyorum bir hayvanı örneğin kedi veya köpeği severken adeta o hayvanla bütünleşiyor.Tabi hijyenik olarak kedi, köpeğin tüyü var, salyası var, üzerinde taşıyabileceği kiracıları var.Ama çocuk bunları hiç umursamadan o hayvanı eline alıp bağrına basabiliyor.
Evde yaramazlık sonucu bir şeyi kırdığını varsayalım.Onun için o şey kırılmıştır o kadar.Kırılmanın eve aileye, aile bireylerine etkisini düşünmez, düşünemez.O şey kırılınca anne üzülmüştür, o da üzülmüştür, o kadar.Hemen gidip arkadaşları ile ip atlayabilir.
Okulda yaramazlık yaptığında büyük bir kızgınlıkla ona yönelebilirisiniz.Yüzündeki ifade “Ne oldu ki, bu öğretmen neye kızdı? Şeklindedir.Umursamazlığı canınızı sıkar.Ama bakarsınız yaramazlığının ayırdında değildir.
Çocuklar bulundukları yeri neşeye boğarlar.Kuş cıvıltıları gibi sesleriyle hiç aralıksız ses çıkarırlar.Terden yüzleri gözleri sırılsıklam giysileri lekelenmiş, dizleri yaralanmıştır.Bitmez tükenmez bir enerjiyle devinirler oyunu oynarlar.
Mutlulukları çok uzun,mutsuzlukları bir andır.Yerlerde tepinip büyük bir gürültü ile ağlarken uzatılan elma şekerini hemen kapıp neşeyle hoplayıp zıplayabilirler.
Yasalarda cezaları ağırlaştıran ve “ Bilerek isteyerek, planlayarak “ eylemde bulunmak çocuklar için ifade edilemez.Belki de yetişkinler çocuk olmadıkları için planlayıp programlayıp uygularlar.Çocuklar için “here and now “yani şimdi ve burada çok önemlidir.Ama bu önemi düşünerek bulmamışlardır.Bu buluş doğalarında, yapılarında otomatikman vardır.Ne tuhaf, insanlar için en değerli özellik olan akıl ve mantık ölçüsüzce devreye girdiğinde soğuk, mesafeli ve kuralcı olabiliyor.Elbette bunlar hiç çocukça değil aksine yetişkince.
Öncelikle olası eleştirilere kulak verip akıl ve mantığı hak ettikleri yere oturtalım.Hakikatten bu ikisi olmadan sosyal yaşamı kuramaz, onun koşularını belirtemez, bilimsel ilerlemeyi yapamazdık.Ve insan en değerli varlık konumunda olamazdı.
Ama yorulan insanlar tatil yapıyor.Günlük yaşamın stresinden kurtulup kafalarını dinliyorlar.Güçlerini tazeleyip sonraki çalışma tempolarına kendilerini hazırlıyorlar.
İşte içimizdeki çocuğu iki şekilde uyandırabiliriz.Birincisi tıpkı tatile çıkmış bir insan gibi akıl ve mantığı, kuralları geçici bir süre için duvara asabiliriz.Böylece çocuklar gibi önyargısız hazırlıksız olur özgürce davranırız.Böylece kendimize ve çevremize bir açıklamamız olur.
Bence en iyisi yaşamı olabildiğince çocuk gözüyle yaşamalı.Bakış açımızda ve davranışlarımızda çocukça saflığı hep barındırabilmeli.Varsın çevremizdekiler “daha büyümemiş” desin.

İŞ BEYİNDE BİTİYOR

Bir öğretmen olarak eğitimde başarılı olan öğrencilerin, başarılı olamayanlardan farkını düşünür dururdum. Sonradan psikolojik danışman olunca bu merakım bir mesleki probleme çözüm yolu bulmak arayışına dönüştü.
Doğal olarak eğitimde başarılı olanla olmayanın farklarını bir dizi madde halinde sıralamak olasıdır.
Ancak konumuz eğitimcilerce bilinen, irdelenmiş, üzerinde konuşulmuş özelliklerle ilgili değil.Geçenlerde Hürriyet gazetesinde bir yazı dikkatimi çekti. Bir psikolog her türlü rahatsızlığın adının beyinde konarak adeta tescillendiğini ifade ediyordu. Bu sav da yeni değil, ancak diğerleri kadar enine boyuna tartışılmadığından üzerinde düşünülmeye değerdir. Ayrıca öteden beri beyin kapasitemizin ancak yüzde onunu kullandığımızı, dahilerin bunun bir misli fazlasını kullanarak dahi olduklarını okuruz, duyarız. Yani geriye kalan yüzde seksen, doksan beyin kapasitesi sırlarla doludur. Bu sırların içinde sayılabilecek olan beynin bir düşünceyi tescillemesi ifadesi rutin olmadığı için, düşünce sörflerimizin arasına girer.
Eğitimde başarılı olanla olamayanların farklarına geri dönecek olursak tüm diğer etkenlerin yanında beynin başarıyı ve başarı düşüklüğünü ifadelendirmesi önemli bir etkendir diye düşünebiliriz. Elbette beynin böyle bir ifadeye yönelmesinin birçok nedeni düşünülmelidir.
Bu gibi durumlarda en yakın örnek, insanın kendisi ya da yakın çevresidir. Biz köyümüzün okulunda iki arkadaştık. Arkadaşımın ailesi köyün varlıklıları arasındaydı. Benim ailemin durumu o kadar varlıklı sayılamazdı. Yani arkadaşım ilkokulu bitirince babasının tarlasıyla sabanıyla uğraşabilir, geçimini sağlayabilirdi. Benim ise böyle bir geleceğim yoktu. Ayrıca arkadaşımın ailesi köy çocuklarının şehre gidip okumasına sıcak bakmıyor, "Okuyanların hali ortada" düşüncesini savunuyorlardı. Oysa benim rahmetli babam zamanına göre çok ileri düşüncelere sahipti. Köyden çıkıp okuma konusu pek düşünülmezken "Ben oğlumu okutacağım, köyde bile kalsa okumuş olarak kalsın." düşüncesindeydi. Yani iki çocuk farklı bakış açıları ve söylemleri arasında büyüyordu. Sonuçta arkadaşım köyde çiftçi olarak kaldı, ben lisans üstü öğrenim gördüm. İşin ekonomik boyutu tartışılabilir; ancak her şeyin maddi olmadığını söylemek bir züğürt tesellisi olarak kabul edilmemelidir.
Beynin başarı konusundaki yazılımına etki eden birçok etken sayılabilir ancak en önemlilerinden biri insanın kendine güvenememesi ve önemsememesidir. Oysa her oluşumun başlangıcında bir fikir, bir düşünce vardır. Sonra o başlangıç fikrine sadakat, irade ve sabır amaca ulaşılmasında etkili olur. Doğa iyi kurulmuş imajinasyonları gerçekleştirmek için inanılmaz bir inatla çalışır. Bütün sorun o başlangıç fikrini üretebilmek ve her ne olursa olsun o fikir yolunda çalışabilmektir.İşte eğitimde başarılı olanlar ilk başlangıç düşüncesini üretebilmişlerdir. Aradaki aksaklıklara rağmen kendilerini önemseyip güvenerek başaracaklarına inanmışlardır. Bu inançları bütün hücrelerine, benliklerine yayılmış, o kişinin başarılı olması için tüm sistemleri alarma geçmiştir.�
Başarı düşüklüğünde çekirdek fikir ya üretilemez ya da asalak fikirler arasında, ayrık otları arasında bir gelincik gibi, kaybolur gider. Başarı yolunda aksilikler olmasa hatta destekleyici durumlar bile ortaya çıksa, iş beyinde bitmediği için o avantajlar bile kaybedilir. Bu kez doğa başarı düşüklüğü için organize olan benliği hedefine ulaştırmak için belki üzüntü ile çalışır.
Ben başlangıç fikirlerine, filiz düşüncelere önem veriyorum. Bu çekirdek ve filizlere can verecek suyun inanç, sabır, sadakat ve güvende olduğuna inanıyorum. Her durumda işi beyinde bitirelim...�

ORAN VE DENGE

Çevrenize baktığınızda oran ve dengeyi görebilirsiniz. Şu an pencereden dışarıya bakıyorum. Apartmanlar en çok dört katlı.Pencere alanları birbirine benzer. Giriş kapıları ya apartmanın ortasında ya da bir kenarda. Değişik bir yapılanma yok. Kat aralıkları birbirine benzer. Eğer girişte merdiven varsa, merdiven aralıkları aynı.Yapılarla ilgili tespitlerimize “iyi ama mimari kurallar var, bunlar önceden düşünülmüş” diyeceksiniz. Bu mimari kuralların ilk nedenine gidecek olursanız, bilimsel düşüncenin oran ve denge amacına ulaşırsınız.

Altın oranı duymuşsunuzdur. Altıya bir oluşumunun çevremizdeki görüntüsünün adıdır. Örneğin bir insan boyunu yediye bölersek başı bir bölüm ise diğer kısım altı bölümdür. Ne uzun ne kısa. Bundan başka bir ağacın gövdesi bir oransa dal ve yaprak uzunluğu bunun altı fazlasıdır.
İnsanları çeşitli özelliklerine göre sayısal olarak değerlendirin yine aynı oranı görürsünüz. Örneğin zekâ seviyelerinin dağılımına göre bir değerlendirme yapmış olsak, düşük ve üstün zekâlılar bir birimse ortalama zekâlılar altı birimdir.
Yetenek ve başarı değerlendirmelerinin sonucunda ortaya çıkan dağılım bir çan eğrisi olarak görülür. Yine üst ve alt grup bir birimse ortalama dağılımda olanlar altı birimdir.
Bu her tarafta görülebilen, çeşitli örneklerinin verilebileceği altın oranın dışında oran ve dengeyi gösteren birçok örnek görebiliriz. Örneğin kar tanelerine mikroskop altında bakmış olsak çeşitli şekillerde oluşmuş geometrik ve fraktal kristalleri görebiliriz. Aynı şekilde suyu mikroskop altında incelersek aynı dengeli geometrik yapıları görebiliriz. Dahası konumları, bulundukları yer ve insanlar tarafından sözel ve duygusal iletişim türlerine göre su kristallerinin aldığı rengi bir Japon araştırıcı görmüştür.
Doğada bu oran ve dengeyi gördükten sonra nedeni sorusu aklımıza gelebilir. Bir ip canbazı gerili olan ipin üstünde durabilmek için uzun bir sopayı uygun şekilde tutmak zorundadır. Aksi halde madara olmak ve belki hayati tehlike söz konusu olabilir.
Bir bisikletin üzerinde durmak bile denge sorunudur. Yanlara doğru ağan ağırlık binicinin dengesini bozup düşmesine neden olabilir.
Yeni yürümeye başlayan bebeklerin yürümeyi başarmasında bile dengeyi sağlamak söz konusudur. Bebek önce dört tekeri olan bir tay tay yürütecini sürdükten sonra, onu dik tutacak bacak kaslarının yeterli gelişmesi, denge için bir yere tutunmasına gerek kalmadan yürümesini sağlayabilir.
Denge konusuna daha üst aşamadan bakacak olursak güneş, dünya, ay ve diğer gezegenlerin rotalarını bozmadan belli bir yörünge izlemelerini örnek verebiliriz. Başta güneş olmak üzere kürelerin kendilerine has çekim güçleri vardır. Karşılıklı çekimler öyle bir denge sağlar ki karışıklık olanaksızdır.
Sanırım var olmak ve yaşamak oranlı ve dengeli olmakla olası. Aksi halde oran ve dengeye dikkat edilmezse yaşamı sürdürmek konusunda problemler çıkabilir.
Genelde üç öğün yemek yeriz. Bunun fazlası ve azı altıya bir oranı içinde bire karşılık geliyor olabilir. Aynı şekilde gece ve gündüzün süresinde, mevsimlerde, yıl ve asırlarda bir oranı ve dengeyi görebiliriz.
Yetişkin bir insan 50 – 100 kilo arasındadır. Bu kilolardan az ve fazla istisna derecesinde ve oranın bir birimidir.
Bir gemiye taşıyabileceği ağırlıktan fazlası batmasına neden olur. Havada uçan bir uçağın kanatları uçağı ve diğer ağırlıklarını uçuracak derecede uzun ve geniş olmalıdır. Siz hiçbir kartalda güvercin kanadı ya da bunun tersini düşünebiliyor musunuz?
Karmaşa ve kaos dengeyi bozup oranı taşırabilir. Elbette rutinin dışına çıkıp yeni ve denenmemiş olanları bulmak gereklidir. Ancak bunda bile altıya bir altın oranının dışına çıkılmamalıdır. Birden ortalığı yeni ve denenmemiş olanlar almış olsa denge bozulurdu.
Bu yazının boyutu bile yayınlandığı gazetenin ona ayırdığı yere uygundur. Değişiği yayın düzenini bozabilir.

FARKINDA OLMAK

Öğrencilerin başarılarının, akademik başarılarının, çeşitli seviyelerde olduğunu hem kendi yaşantımızdan hem de gözlemlerimizden biliyoruz. Bu çeşitli derecelerin temelde zekâya bağlı olmadığını kabul edersiniz. Çünkü öğrencilerimizin büyük çoğunluğu ortalama zekâ seviyesindedirler. Öyleyse farkı başarılara neden olan değişkenler neler olabilir?
Başarı derecelerinin farklılığı eğitimciler tarafından araştırılagelmiştir. Bunların çoğu defalarca eğitim kitaplarında, diğer yayın organlarında yayınlanmıştır. Ben burada daha az değinilen bir özellikten söz edeceğim.
Farkındalık sözcüğünü duymuşsunuzdur. İlk verdiği anlam bilincinde olmak dense de bu ifade de açıklamaya gerek duyurur. Kişinin gözünü açarak dikkatini yoğunlaştırarak duyu organlarından aldığı hislerin, davranışlarının ve düşüncelerinin ayırdında olmak demektir.
Farkında olmanın açılımına dikkat ettiyseniz bir öğrencinin başarılı olmasını etkileyen özelliklerin bir bir sıralandığının ayırdında olursunuz. Ben buna öğrencinin ne yaptığını bilmesi çalışmalarının içinde olması diye özetleyeceğim.
Öğrencileri izlersiniz, rutin bir çaba içindedirler. Okumak için ne yapılması gerektiğini öğrenmişlerdir. Öğrendiklerini adeta taklit ederler. Sonraki çalışmalar öncekilerin bir tekrarından ibarettir. Sonuçta yeterince başarılı olamayınca, çalıştıkları halde başarılı olamadıklarını söyleyip sızlanırlar.
Bu durumu şöyle açıklamaya çalışacağım. Bir havuzda tonlarca su var, ancak, su olduğu yerde dingin olarak duruyor. Yani suyun gücü havuz yüzeyine belli oranda etkide bulunuyor. Bunun yerine musluktan belli noktaya damlayan su, o noktaya daha fazla etkide bulunabilir. Hatta belirgin bir çukur bile açabilir. Burada söylenmek istenen olagelmiş rutin çalışmaların etkisinin sınırlı olacağıdır. Bunun yerine planlı programlı olmak, neye, ne zaman, nasıl çalışacağını bilmek damlayan su gibidir. Miktarı az olsa bile etkisi daha güçlü olur.
Örneğimizi öğrendiklerimize ne derece gereksinme duyduğumuzla devam ettirebiliriz. Karnı aç olan bir balıkçı oltasının mantarına olanca dikkatiyle bakar. En ufak bir sarsıntıya olağanüstü bir maharetle değerlendirir. Buradaki farkındalık ihtiyacın gerektirdiği bir farkındalıktır. Yoksa vakit geçirmek için balık tutan, güneşin parıltısına daha yoğun dikkat edebilir.
Buradan yola çıkarak farkındalığın genel anlamından çok, yönünün de önemli olduğu sonucunu çıkarabiliriz. Balık tutan iki kişiden biri oltanın mantarına, diğeri güneşin parıltısına bilincini hedeflemiştir.
Sanırım akademik başarıda da öğrencilerin atladıkları en önemli tutumlardan biri de farkındalık bilincini hangi hedefe yönelteceğini bilememektir. Öğrenci planı gereği istek ve özveriyle çalışmaya başlayabilir. Başlangıçta farkındalık bilinci çalışmanın geneline yönelmiştir. Bu yönelim temelde doğrudur. Ancak daha sonra bilgiler arasındaki bağıntı, ilişki olma durumu farkındalığı daha ince olarak bu özelliklere yöneltmeyi gerektirebilir. Farkındalığından emin olan öğrenci bu özel ve hedefi belli dikkati, farkındalığı gösteremezse konuyu öğrenemez.
Ancak unutulmamalı ki dikkat, farkındalığın unsurlarından biridir. Tamamı ile yerini alamaz.
Sınavlarda ülke çapında başarılı olan öğrencileri televizyonlardan izlemişsinizdir. Sakin ve oturmuş görünürler. Anne ve babaları da aynı dinginliği sergilerler. Bu genel anlamda farkında olmanın bir sonucudur. Tanımı ve nitelemesi ne kadar zor olsa da farkında olan ağır ve etkili görünür.
Öğrencinin neyi, ne için ve ne zaman yaptığını bilmesi bence başarılı olmanın anahtarıdır. Buna kısaca farkında olmak deniliyor. Eğiticilerin temel hareket noktaları öğrencilere farkında olmanın yollarını öğretmek olmalıdır.

KELEBEK ETKİSİ

Kelebek etkisi, başlangıçtaki ufak bir hareketin giderek büyük oluşumlara neden olması olarak açıklanabilir. Yani uzak doğudaki bir kelebeğin kanat çırpmasının okyanusun ortasında dev dalgalara neden olması şeklinde örneklenebilir.
Son günlerde kelebek etkisinden sıkça söz edilmektedir. Hatta bir filmi de çekilmiştir. Belki izleyenleriniz vardır.
Toplumlar toplum yaşamında, bireyler bireysel yaşamlarında söz, duygu, düşünce ve davranışlarını önemleri bakımından değerlendirirken bu etkiyi çoğunlukla gözardı etmektedirler.Hani, bir geminin ufak bir vidası yerinden çıkmış, ilgililer bunu önemsememişler. Vidanın çevresindeki vidalar, bağlantılar, ekler gevşemiş, sıra ile işlevsiz kalmışlar. Sonuçta gemi batmış. İşte bu kelebek etkisinin öteden beri söylenen örneğidir.
Toplum yaşamında bir söz, duygu, düşünce ve davranış önemsenmemiş olabilir. Adam sende, ne var, ne olmuş, denebilir. Ancak o özellik, vida örneğinde olduğu gibi, önce kendine en yakın olanları etkiler, bu etki giderek genişler ve umulmadık sonuçlara neden olabilir.Benzer durum bireyler için de söz konuşudur. İnsan yaşamında önüne çıkan bir sözü, duygu ve düşüncesini, davranışını önemsizdir diye görmezden gelebilir. Eğer yaşantılarda başa gelen önemli olay ve olgular iyi analiz edilirlerse çok küçük ayrıntılardan başladığını, önemsiz şeylerin onları tetiklediğini şaşkınlıkla görebiliriz.
Güçlü bir depremin başlangıcında az bir enerji birikmesi olabilir. Fransız ihtilâlinin başlangıcı bir asilin bir vatandaşı tokatlaması olabilir. Kangren olduğu için bir uzvun kesilmesinde başlangıç hiç önemsenmeyen masum bir sivilce olabilir.
Bir çiçeğin koparılmasında o an için güzelim çiçeğin ölümüne neden olmak olduğu gibi, olumsuz niyet, duygu ve düşüncelerin birikerek daha büyük olay ve olgulara neden olabileceği gözden kaçırılmamalıdır. Bunun yanında birinin kendi kendisini, ya da rastladığı bir sokak kedisini sevip okşaması, hem kendi yaşantısında, hem de toplumsal yaşamda sevgi kökenli hareketlerin oluşmasına neden olabilir.
Bir insan için olumlu ya da olumsuz olan büyük sonuçların başlangıcında ayırdında olduğumuz ya da olamadığımız küçük başlangıçların olabileceği gerçeğini kabul etmeliyiz.Bir öğrenci, anlık tembelliğin sadece önündeki sınava veya o seneki başarısına olumsuz etki edeceğini düşünmekle hata ediyor olabilir. Öğrenciyi ciddi anlamda olumsuz etkileyecek büyük sonuçların başlangıçlarında, anında önemsemediği tembelliklerini düşünmeli. Aynı anlamda, önemli başarılar elde etmiş olanlar, zamanında küçük bir mutluluk verse de o kadar farkında olmadıkları fedakarlıkların bulunduğunu unutmamalıdırlar.
Aslında anlık tembelliklerin faturası gerçekten ağırdır. Öğrenci o an için yapması gereken görevini yapmış olsa duyacağı bedensel veya zihinsel yorgunluk belli bir düzeydedir. Eğer görevini yapmayıp ertelerse duyduğu sorumluluk zamanla katlanıp daha yıpratıcı sonuçlara neden olabilir. Oysa görevini yaptığı için duyduğu tamamlanmışlık duygusu sözünü ettiğimiz kelebek etkisi ile dalgalanarak tanımsız ve harikulade duygusal ve düşünsel sonuçlar yaratabilir.Üstesinden gelinmesi zor görülen sorunlar, küçük sorunların birikmesi ile devasa boyutlara ulaşmıştır. Eğer zamanında önümüze çıkan sorunları çözseydik bugün bu açmazla karşılaşmazdık.
Öyleyse anlık çalışmalarımızın ve olumlu davranışlarımızın bizim için iki önemli yararı vardır. Birincisi o davranış hem konusu ile ilgili hem de genel anlamda başarı ve mutluluğa neden olur. İkincisi çalışma konuları birikmeden, kolayca çözülebilecek durumdayken çözülür.Haydin gülümseyelim ve çalışalım. Başlangıcımız bu olsun. Böylece geleceğimizi güvenle bekleyelim.

MEZUNİYET GECELERİ

Bir okuldan mezun olmak çok önemlidir. Özellikle hiç okul değiştirmeden dört beş yılı aynı okulda öğrenim görmek durumu oldukça farklı kılar. Eğitim sürecinde öğrenci arkadaşları ve öğretmenleriyle iyice derinleşen duygusal bağlar kurup geliştirebilir. Mezun olmak bir anlamda bu bağların esnemesi anlamına gelebilir.
 Sene sonu yaklaştıkça o okulun son sınıf öğrencilerini öğretmenleri bir hüzün kaplar. Hatta benzer hüznü diğer sınıf öğrencileri için de söyleyebiliriz.
 Sene sonu geceleri bazen sene sonu müsameresi olarak da düzenlenir. Tabi müsamere şeklinde düzenlendiğinde, adı üstünde asıl temayı bir temsil alabilir. Şarkılar, şiirler, monologlar temsilin çevresini doldurup tamamlayan etkinliklerdir.
 Sene sonu geceleri etkinliklerde görev alanlar için daha önemlidir. Bu önem nedeniyle öğrencilerin anne ve babaları belki de neredeyse bütün akrabaları gelirler. Amaç biricik evlatlarının başarılarını görüp onunla gurur duymaktır.
 Sene sonu müsamerelerinde öğretmen öğrenci iletişimleri de sene içi gibi olmasa da yine anlamını ve gereğini korur. Özellikle gecede görev alan öğretmenler öğrencilerini bir görev elemanı ve star gibi gördüklerinden birbirlerine biraz farklı davranırlar.
 Mezuniyet baloları lise ve üniversitelerde olur. Üniversiteleri konumuzun dışında görecek olursak lise mezuniyet balolarına dikkatimizi verebiliriz.
 Öğretmen okulundan mezun olurken düzenlediğimiz geceyi unutamıyorum. Aklıma da yer etmesinin ve bunca sene sonra anımsamamın iki nedeni vardı. Birincisi edebiyatımın iyi olduğundan hocamızla aramız çok iyiydi. Bu nedenle bir temsil gecesi gibi olmasa da arada söylenecek şiir, dinleti ve konuşmaların bazılarında görev almıştım. İkinci neden ise mezuniyet gecelerinin gerçekten mezunların yaşantılarında önemli bir yer tutmasıydı.
 Mezuniyet gecemizde ilk şoku sınıfımızdaki kız arkadaşların okul forması dışında serbest giyinişleri ve makyajları karşısında yaşamıştık. Hele hele birinin tırnaklarını bizlere açık etmeden büyütmesi ağzımızı açık bırakmıştı.
 Kıyafetlerle eğitim gören öğrenci olmanın yakın ilgisini o zaman anlamıştım. Sivil giyinen arkadaşlarımız öğrenci kimliklerinden çok genç yetişkin kimlikleriyle öne çıkmışlardı. Öğretmenlerimizin bir dereceye kadar bizlere meslektaşlarıymışız gibi davranmaları doğrusu gururumuzu okşamıştı.
 Çok sonra çocuklarımızın okuma bayramlarına ve mezuniyet gecelerine katılma mutluluğunu yaşadık. Okuma bayramlarında, daha bir ay önce okuma bilmeyen çocuğunuzun (gerçi oğlum şakır şakır okuyarak birinci sınıfa başlamıştı.) artık okuyup yazdığını görmek ayrı bir mutluluktur.
Özellikle lise mezuniyet geceleri de hakkında yazılıp çizilmesi gereken gecelerdir. Daha günler önceden mezuniyet gecesine katılacak gencin anne ve babası o gece için önlerine konan faturanın kabarıklığı ile kendilerine gelirler. Sonra sene sonuna bir yığın gün olmasına, girilecek sınavlar olmasına karşılık gençlerin bunu unutup yaşayacakları mezuniyet gecesi ile yatıp kalkmaları ana babaları endişelendirir.
 Mezuniyet geceleri için endişelenen kişiler arasında gecenin organizatörleri olan öğretmen ve öğrencileri unutmamak gerekir. Gecenin en iyi şekilde geçmesi, hiç kimsenin rahatsız olmaması için kılı kırk yarar, uykularını kaçırırlar. Ya yöneticilere ne demeli? Her şeyin iyi gidip de son gecede birilerinin rahatsız olması onları üzer. Öğrencilerinin çok eğlenmelerine karşılık onlar gecenin selameti için diken üstünde dururlar.
 Dört beş yıl yoğun bir eğitim öğretim yaşantısını şöyle akıllarda kalacak bir gece ile sonuçlandırmak öğrencilerin, öğretmenlerinin ve ana babaların hakkıdır sanırım.

 

SİZİ SEVİYORUM

Derse girerken bir öğretmen arkadaşım diğer arkadaşına, biraz yaramazca oldukları ifade edilen öğrencileri göstererek, ben bunları seviyorum demesi beni hemen normal yaşam ritmimden yükseltip farklı bir duruma girmemi sağladı. Bana habersizce yaptığı bu yardım için duyduğum minneti bakışlarımla ifade etmeye çalıştım.
Sevgi sözcüklerini kullanma konusunda çok sıkıyızdır doğrusu. Hiçbir endişe duymadan ifade edebileceğimiz yakınlarımıza bile ifade etmekten kaçınırız. Bu yakınlarımız, eşimiz, sevgilimiz, anamız, babamız ve çocuklarımız olabilir. Gerçi her yakınımıza duyduğumuz sevginin farklı nüansları olsa da temel duygu, yüreğimizde bir sıcaklığın yükselerek muhatap kişiye doğru akmasıdır.
Yakınlarımıza duyduğumuz sempati sıcaklığını ifadede bu kadar tedirginken biraz yakınımız olanlara ya da olmayanlara duyduğumuz sevgiyi ifade edemememizin nedeni için kafamızı yormamıza hiç gerek yoktur.
Eşimize, sevgilimize sevdiğimizi söyleyemeyiz. Söylersek “layt” olacağımız, “romantik” olacağımız endişemiz vardır. Ya da duygularını ifadede sınırlı olmanın “sert kişi” olmakla eşdeğer kabul edildiği gibi yargılarımız vardır. Diğer yakınlarımıza söylersek otoritemizin sarsılacağından, ciddiyetimizin bozulacağından korkarız.
Hal böyle olunca yakınımız olmayanlara sevdiğimizi söylemek dünyanın en zor işidir. Sevdiğimizi söylersek kişi bizim hakkımızda ne düşünür? Duygularımız hakkında kim bilir ne olmadık önyargılara kapılır? Kurar dururuz.
Yabancılara duyduğumuz sevgiyi gerek sözle gerekse davranışsal olarak ifade etmek konusunda duyduğumuz korkunun kökeninde yetişme biçimimizin, dünya görüşümüzü ve kültürümüzün de çeşitli oranlarda katkısı olabilir.
İngilizce öğrenmek için bir kurumda Galli bir bayan hocadan ders almıştım. Kocası da bir üniversitede öğretim üyesi olan bir Türk’tü. Öğrencileriyle yaşı, cinsiyeti, öğrenim düzeyi, İngilizce seviyesi ne olursa olsun aynı sevecenlik ve kabul edişle iletişim kuruyordu. Nitekim bir arkadaşım hocasının kendisine ilgi duyduğu düşüncesini benimle paylaşınca işin vahametini anladım. Arkadaşımın sevgi gereksinmezi ile hocamızın koşulsuz sevgi duyması ve bunu ifade etmesi kültürel bir paradoksa neden olabilirdi.
Her sesin dolaysıyla ifade edilen her sözcüğün bir frekansı vardır. İfade edilen bu sözcük çevredeki psijeyi harekete geçirir.Ona belli bir ritim kazandırır. Dalgalanan bu ritim zaten titreşen atomlardan oluşan insanın biyolojik ve giderek psikolojik yapısını çok özel bir şekilde etkiler. Bu özel etkiye kapılan insana olumsuz duygu ve düşüncelerini ulaşması artık hayli zordur. Zaten benzer bir etkiye sahip olan müzik için “ruhun gıdasıdır.” derler.
İster olumlu olsun ister olumsuz olsun ürettiğimiz duygu ve düşünceler çevremizdeki insanları hatta “kollektif bilinci” etkiler. Bu nedenle sevgi adına, barış adına oluşturulan duygu ve düşüncelerin huzurunu duyarız. Bu duygunun kaynağının ne olduğunu bilmememiz o kadar önemli değildir. Aynı şekilde bizi boğan, huzursuz eden belli saldırganlaştıran olumsuz duygu ve düşüncelerde ortak soluduğumuz ortamdan, bilerek bilmeyerek bizimde katkıda bulunduğumuz atmosferden kaynaklanmış olabilir.
Öğretmen arkadaşımın öğrencisine duyduğu sevgi ve bunu ifade etmesi PapuaYeniGine’deki yerlinin beyaz dişlerini göstererek gülümsemesine neden olabileceğini düşünmek ne güzel.

VERİMLİ DERS ÇALIŞMA TEKNİKLERİ

VERİMLİ DERS ÇALIŞMA TEKNİKLERİ
Eğitsel Rehberlik genel olarak verimli ders çalışma teknikleri, sınav kaygısıyla başa çıkma gibi eğitim-öğretimle ilgili problemleri içermesiyle birlikte ana-baba tutumları ve öğretmen tutumları gibi sosyal yanı olan ancak eğitsel etkisinin ağırlığı nedeniyle burada ele alınmıştır.
Verimli ders çalışma: Psikolojik ve sosyal yönden uygun bir ortamda daha önceden hazırlanmış bir plan dâhilinde psiko-fizik enerjiyi yoğunlaşarak yürütülen bir çalışmadır. Bu yüzden birinci derecede yazılı veya görsel olarak bilgilerin ilk elden alınması daha sonra alınan bilgilerin kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe geçirilmesi ve alınan bu bilgilerin uygulanmasıdır.

VERİMLİ DERS ÇALIŞMA TEKNİKLERİ NELERDİR

1- Bir Amaç Belirleyiniz
Her çalışma bir amaca yönelik olmalıdır. Bu amaçlar, bir problemin çözümünü öğrenmek, bir yazıdaki ana düşünceyi bulabilmek vs. olabilir. Bunları iyi belirleyerek çalışmaya başlayan kişiler, bu yakın amaçlara ulaşa ulaşa sınıfını geçmek, okulunu bitirmek ve sınavı kazanmak biçiminde özetlenen uzaktaki amaçlarına da ulaşmaktadırlar. Unutmayın hedefi olmadan ilerleyen gemiye hiçbir rüzgâr yardım etmez...
2- Planlı Çalışınız
Hedefleri oluşturmak ve plan yapmak yolculukta önemli adımlardır. Ancak önemli olan uygulama aşamasında içsel ve dışsal çalışmalarımı engelleyebilecek nedenleri öngörüp başa çıkabilme konusunda iç disiplin geliştirebilmektir. Yaşamımızla ilgili sorumluluğu rastlantılara bırakırsak çalışmalarımızı ve başarılarımızı engelleyebilecek pek çok sebebimiz olacaktır. Aldığımız kararları uygularken çalışmalarımızı engelleyerek hedeflerimizle aramıza girebilecek her türlü duygu düşünce davranışlarımızı kontrol etmemizin bizim elimizde olduğunu unutmayalım İşte çalışmada plan; "nasıl", "ne zaman" ve "nerede" çalışacağınıza karar vermek demektir.Plan çeşitlerine gelince;
Dönem Planı: Dönem planı için bir takvim kullanılabilir ve bu takvim öğrencinin göreceği bir yere asılır. Akademik dönem için tarihleri gösteren bu takvim sınavları, ödev tarihlerini, toplantıları ve bireyin gereksinim duyduğu durumları içermelidir. Böylece birey ileride ne yapması gerektiğini bilir ve sınava hazırlanma, ödev hazırlama gibi zorunlulukların üst üste gelmesini ve doğacak baskıların, karışıklıkların oluşmasını önler.
Haftalık Plan: Bir hafta boyunca tüm görevleri planlamak için hazırlanır. Sınav için hazırlanma, ders kitabını okuma, çalışma, arkadaşlarla toplanma gibi etkinlikler için zaman ayrılır. Haftalık plan yapılırken esnek davranmalı ve çok şey yapma planlanmalıdır. Eğer yeterince dinlenilmezse planlananlar gerçekleşmez. Birçok şeyi kötü bir biçimde yapmaktansa birkaç şeyi iyi yapmak daha yararlıdır. Haftalık planın gerçekçi olabilmesi için önce gözden geçirilir ve uygulandıktan sonra değerlendirilir. Yapılan plana muhakkak uyulmalıdır. En iyi plan bile uyulmazsa yararlı olamaz. Plan bireyin yaşamına uygun hale gelinceye kadar üzerinde çalışılmalıdır.
Günlük Plan:
*Uykudan kalkılan saat
*Kahvaltının bitiş saati
*Okula geliş gidiş saati
*Yemek için verilen aralar
*Öğrenme için ayrılan süre
*Dinlenme, gezme, spor, TV. İzleme, arkadaşlarla beraber olmak için belirlenen süre.
*Tekrar yapmak için ayrılan süreler
*Ev ödevlerine ayrılan süreler
*Uykuda geçen süre

Planı Aksatan Faktörler

*Televizyon Bağımlılığı
*Spor bağımlılığı
*Kıramadığınız arkadaşlarınız
*Aileniz
*Ders çalışmaya oturamamak
*Misafirleriniz

3- Zamanınızı Etkin Şekilde Değerlendiriniz.
Öğrenciler bedensel, zihinsel, duygusal yapıları, ilgileri ve yetenekleri bakımından birbirlerinden farklıdırlar. Bir öğrencinin isteyerek çalıştığı ve hemen öğrendiği bir dersi bir başka öğrenci zor öğrenebilir. Bir başka öğrenciyse çabuk yorulabilir ya da çalışmak istemeyebilir. Bu nedenle bir ders ya da konu içinde ayrılacak süre öğrenciden öğrenciye değişir. Her öğrenci zamanı kendine göre ayarlamalıdır. Bir saat çalıştıktan sonra araya 5-10 dakikalık dinlenme koymak yararlı olur. Bu sayede bir saatlik çalışma sonunda dağılan dikkat ve azalan verim tekrar kazanılır. Zamanınızı geri getiremezsiniz çünkü. Çalışmalarınızdan yeterince verim alabilmek için dengeli ve düzenli beslenmeli, özellikle sabah kahvaltılarınızı düzenli ve yeterli kaloriyi alacak şekilde yapmalısınız.

4- Veriminizi Engelleyen Etmenleri Yok Ediniz.
Sizin için olumsuz olabilecek hiçbir duruma asla ve asla izin vermeyiniz. Çalışmaya başlamadan önce, yorgunluk, uykusuzluk, ağrı, sızı, elem duygusu, korku, öfke, aşırı kaygı, fazla heyecan, endişe, açlık, aşırı tokluk, aile dertleri, normalin altında ve üstündeki fiziki şartlar (çok sıcak, çok soğuk gibi) acelecilik, telaş, araç ve gereç noksanlığı gibi etkenlerin elden geldiğince giderilmesi gerekir. UNUTMAYIN; Mükemmelliğin Arkasında Korku Yatar, İnsan Olduğunuzu Hatırlayarak Korkularınızı Göğüsleyin. Daha Mutlu Ve Daha Etkili Bir İnsan Olursunuz.

5- Çalışma Ortamınızı Seçiniz

Unutmayınız ki; dağınık oda = dağınık zihin. Ve ders çalışırken genellikle aynı ortamı tercih etmeye çalışınız. Aynı mekânda ders çalışmak çalışmaya daha kısa sürede adapte olmanı sağlar. Çalışma masanız olsun. O masaya sadece çalışmak için oturduğunu hissetmelisiniz. Çalışma yerinin seçimi çok önemlidir. Çalışma yeri derli toplu, yalın elden geldiğince sabit ve sakin olmalı, ayrıca ışık, ısı gibi fiziksel sorunları da çözümlenmiş olmalıdır. Siz iyisi mi düzenli dikkatinizi dağıtacak fazla obje olmayan sade bir odada mümkünse boş bir duvara dönük çalışın.

6- Ders Çalışırken Aynı Anda Birden Fazla İş Yapmayınız

TV. İzleyerek ya da müzik dinleyerek çalışmak. İki işi birlikte yapmaya çalışanları, ‘eli işte gözü oynaşta’ terimi çok güzel anlatır. İlgi bölündükçe kalite kaybına uğrar. Ders çalışmaya yoğunlaşmak onunla baş başa olmayı gerektirir. Sadık bir sevgili olunuz. Ve ders çalışma zamanı gözünüz dersten başka bir şeyi ne görsün nede kulağınız başka bir şeyi işitsin. (İyi bir sevgili olun kuralı)

7- Not Tutunuz.

Not tutarken de;
*Anlatılanlar öğretmenin ağzından çıktığı gibi değil, anlaşıldığı gibi yazılmalıdır.
*Öğretmenin anlattığı konunun ana fikri ve anlamları kavranıncaya kadar beklenilmelidir.
*Zamanın çoğu yazmakla değil, dinlemekle, fikirleri kavramaya çalışmakla geçmelidir.
*Konu; grafik, şekil, istatistik vb. bilgilere dayalı olarak anlatılıyorsa notlar arasına bunlarda alınmalıdır.
*Önemli fikir ve paragrafların aynen yazılmasında fayda vardır.
*Yazıların düzgün ve okunaklı olmasına önem verilmelidir. Önce müsvette yapma, sonra temize çekilme yoluna gidilmelidir.

8- Diğer Kaynaklardan Yararlanınız

Öğrenci, herhangi bir konunun öğrenilmesinde, basılı araçlara ne kadar başvurursa, öğrenme ilgisi ve zihinsel yetileri de o kadar çok genişleyecektir. Basılı öğrenme araçlarından yararlanmada çizelge grafik, harita ve resimlerin özel bir önemi vardır. Bunlar sayfalarca anlatılan bilgileri topluca ve bir arada vererek o konunun kavranmasına yardımcı olmaktadırlar.

9- Etkili ve Verimli Okuyunuz

Okuma, öğrenmenin en temel yoludur. Öğrenmede hızlı okuma önemli ve gereklidir. Hızlı okumayla hem okunanlar daha iyi anlaşılır, hem de zamandan kazanılır. Okuma hızı lise öğrencileri için yaklaşık 200 - 250 sözcüktür. Bu hız okunulan yazının niteliğine ve okumanın amacına göre ayarlanmalıdır. Vakit geçirmek amacıyla bir hikâye veya roman okurken okuma hızı oldukça yüksek olabilir. Ama okuma yorum yapma, eleştirme özet çıkarmak için yapılıyorsa okuma hızı yavaş olmalıdır. Hızlı okumanın en önemli yolu sesiz okumadır. Sessiz okuma hızı arttırdığı gibi anlamayı da kolaylaştırır. Sessiz okuma dudak kıpırdatmadan, kafa sallanmadan sadece gözle takip ederek okumadır. Hızlı ve anlamlı okuma becerisi kazanabilmek için bol bol okuma çalışmaları yapılmalıdır. Önce gazete, öykü ve roman gibi şeylerle işe başlamalı giderek boş zamanları okuyarak değerlendirme alışkanlığı kazanılmalıdır.

10- Tekrarlar Yaparak Unutmayı Önleyiniz

Öğrenilenler zamanla unutulabilir. Unutmayı önlemenin iki yolu vardır. Bunlardan biri öğrenilen bilgileri yeri geldikçe kullanmak, diğeri de aralıklı olarak tekrar etmektir. Öğrenciler öğrendiklerini yeri geldikçe kullanırken hem bunların işe yaradığını görecekler, hem de yeni bilgiler edinmeye motive olacaklardır. Aralıklı olarak yapacakları tekrarlar sayesinde ise bir taraftan eski öğrendiklerini hatırlarken diğer yandan da sınavlara her an hazır durumda olacaklardır.

Hatırlama Konusunda Üç Altın Kural Vardır.

1- Çalışma Seansı 20-40 Dakikadır ve Bu Sürenin Sonunda Ne Hatırlanacağının Sınanması Gerekir.
2- 20-40 Dakikalık Bir Çalışma ve On Dakikalık Tekrarı, 10 Dakikalık Bir Dinlenme İzlenmelidir.
3- Dinlenme Sırasında Kendinize Bir Ödül Verin, Çünkü Bunu Hak Ettiniz...

VERİMLİ DERS ÇALIŞMAYI ENGELLEYEN TUZAKLAR

*Gözlerinizi yapamadıklarınıza çevirmek,
*Müzik eşliğinde çalışmak,
*Zorlanılan derslerin dışlanması,
*Aşırı kaygı(güvensizlik),
*Yatarak(uzanarak)çalışmak,
*Çalışma anında hayallere dalmak,
*Uzayıp giden telefon konuşmaları yapmak,
*Çalışmayı tamamlamadan bırakmak,
*Arkadaşlara “hayır!” diyememek,
*Televizyona takılıp kalmak,
*Dersler, konular hakkında yetersiz bilgi sahibi olmak,
*Düzenli tekrarlar yapmamak,
*Plansız, programsız çalışmak,
*Kendinizi başkalarıyla kıyaslamak,
*Zamanı denetleyememek,
*Yanlışlardan ders almamak, noksanları gidermemek,
*Sınav bilgi ve tekniklerini yeterince bilmemek,
*Motivasyon noksanlığı, isteksizlik.

ÖĞRENCİ ETÜT ÇALIŞMALARI VE ETÜT ÇALIŞMALARININ UYGULAMA BİÇİMİ

Etüt çalışmalarının amacı;
1-Öğrencilerimize okuldaki - dershanedeki derslerde işlenen konulardan anlayamadıkları ya da kavrayamadıkları konuları öğretmek,
2-Yapamadıkları ödev – soru ve problemlerin çözümüne yardımcı olmak,
3-Yapılan sınavlarda başarılı olamadıkları konularla ilgili destek olmaktır.
Ancak;
Öğrencilerimizin etütlerden yararlanmadan önce yapmaları gereken çalışmalar vardır.
1-Öncelikle gerek okulda gerekse dershanede dersleri dikkatle dinlemeli ve gereken notları almalıdırlar.
2- Okuldan ya da dershaneden eve geldikten sonra bir süre dinlenmeli ve daha sonra o gün işledikleri konulara bir göz atıp, konuları anlayıp anlamadıklarını kontrol etmelidirler. Kontrol sırasında anlamadıkları bir konu veya problem ile karşılaşırlarsa bu durumu bir kenara not etmelidirler.
3-Öğretmenleri tarafından kendilerine verilen ödevleri uygun zamanda yapmak için Sgereken çabayı göstermelidirler. Bu çalışmaları esnasında yapamadıkları soru ya da problem ile karşılaşırlarsa bunu da bir kenara not etmelidirler.
4-Hangi ders olursa olsun çalışırken yazarak, çözerek, not alarak çalışmalıdırlar. Sadece okuyarak ders çalışmak yeterli değildir.
Bu şekilde bir çalışma yöntemi ile ders çalıştıktan sonra hangi dersten anlamadıkları ya da yapamadıkları konu, soru, problem var ise dershaneye geldiklerinde ya da dershaneyi telefonla arayarak o ders için randevulu birebir etüt isteyebilirler.
Etüt için gelirken hangi konuyu ya da hangi soruyu soracaklarını belirleyerek gelmelidirler. Amaçsız ve hedefsiz gelinen etüt’ ün hiçbir yararı olmaz.
Randevulu etüt almak için konuları biriktirmeyiniz ya da etüt almak için sınav olmasını beklemeyiniz.
Öğrencimizin okul devresine göre ve öğretmenlerimizin ders boşluklarına göre hazırlanmış olan randevulu birebir etütlerimiz her dersten, haftanın her günü ve 45 dakika sürelidir.
Her etüt saati için bir ya da aynı sınıftan iki öğrenciye randevu verilir.
Etüt süresince öğrencinin anlayamadığı ya da yapamadığı konu, soru ya da problem ne var ise öğretmeninden yardım isteyebilir.
Öğrenci yukarıda anlatılan yöntem ile derslerine düzenli çalışır ise her zaman kendisini sınava hazır hisseder ve sınav için ayrı bir çalışma yapmasına gerek kalmaz.
Ödev öğrencinin kendisini geliştirmesi ve öğrendiklerini tekrarlaması amacıyla öğretmenleri tarafından verilen bir görevdir.
Öğretmenlerimiz, öğrenciye verilen ödevi kesinlikle yapmazlar, ancak yol gösterirler.

AYRICA;
Bilindiği gibi tüm öğrencilerimize her ay deneme sınavları uygulanmaktadır. Her sınav sonrası yapılacak olan genel sınav değerlendirmesinde öğrencilerimizin hangi dersin hangi konusunda eksiği olduğu dershanemiz yönetimince belirlenmektedir.
Eksiği olan öğrencilerimize hafta içi günlerde ve önceden duyurulacak programa göre özel EK ÇALIŞMALAR yapılmaktadır. Bu çalışmalara hangi öğrencilerin katılacağı ilgili öğrencilerimize özel olarak duyurularak bilgi verilmektedir.
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Akıllı adam hem kitapları, hem de doğrudan doğruya hayatı okur.
LİNG YUTANG
Aklın üç ilkesi, iyi düşünmek, iyi söylemek, iyi yapmaktır.
DEMOKRİT
Alışkanlıklar bırakılmazsa yakında ihtiyaç haline gelirler.
ST. AGUSTİNE
Ben bilmediğimi bildiğim için öteki insanlardan akıllıyım.
SOKRATES
Bilgili olduğunuz oranda özgür olursunuz.
SOKRATES
Bir düşünce bir ateşten daha çok ileriyi ısıtabilir.
LONG FELLOW
Bir kişiye yapılmış haksızlık, bütün topluma yöneltilmiş bir tehdittir.
MONTESQUIEV
Bir mermer parçası için heykeltıraş ne ise ruh için de eğitim odur.
CERVANTES
Bir ülkenin geleceği o ülke insanlarının göreceği eğitime bağlıdır.
ALBERT EINSTEIN
Cahil kimsenin yanında kitap gibi sessiz ol.
MEVLANA

 


İLETİŞİM

Ege Yükseliş Özel Eğitim Hizmetleri Ltd. Şti.
340 sokak no:3 35140 Şirinyer / İZMİR
(Hasan Ali Yücel İlköğretim Okulu sokağı)
Şirinyer V.D. - 3250090224


Tel: 0 232 438 66 06
Faks: 0 232 438 65 66


www.egeyukselis.com.tr
iletisim@egeyukselis.com.tr